Demokrasileri yalan, özgürlükleri yalan, vatan sevgileri, halk sevgileri yalan!

0
340

Düzen düzenbazlıklarla yürümekte.

Programları yalan! Propagandaları yalan! Ağlamaları yalan!
Sağ da yalan, sol da yalan!

Türkleri de kandırıyorlar, Kürtleri de, hepimizi aldatmaktalar.

Ergenekonları da yalan! Demokratik açılımları ve ileri demokrasileri de!

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar.

Yalancılar en itibarlı, doğruları haykıranlar en nefret edilenler olarak görülüyor.

Namusssuzlar beyefendi oluyor. Namuslular susturuluyor. Yolsuzluğu ihbar edeni içeri atıyor, yolsuzluk yapanı görmüyor, yapmayanı cezalandırıyorlar.

Hangisi normal, hangisi savunulabilir bunların?!
Ne var ki çocukluk bitince yalanlar da bitmiyor.
Büyüdükçe yalanlar çoğalıyor ve en kötüsü; kendisi de yalancılar kervanına katılıyor. O da arkadaşlarını ve küçüklerini aldatmaya başlıyor yalanlarla. Yalan-dolan çarkının bir dişlisi haline geliyor.

Bunların bir kesimi okuyor, sözde büyük adam oluyor. Örneğin ÖSYM başkanı oluyor. Şifreli sorularla öğrencileri aldatıyor. Şifre ortaya çıkınca bu defa ekranlardan toplumu aldatıyor. Cumhurbaşkanı soruyor, bakanlar soruyor. Onları da aldatıyor. Ama ne görevden alınıyor, ne istifa ediyor. Çünkü aldatılanlar da aldatıyor. Çünkü aldatmaya, aldatılmaya alışıklar. 1,7 milyon aldatılan öğrenci, aileleriyle birlikte 5 milyon insan. Ancak tepkisini koyup sokağa dökülen sadece birkaç bin kişi. Aldatmayı-aldatılmayı kanıksamış bir toplum. Bu yüzden de hep düdüklenen ve düdüklenmeye elverişli olan bir toplum.İnsanlar aldatılmaları nedeniyle sadece sömürülmekle kalmıyorlar. Aldatılan toplum pasif, duyarsız ve haksızlıklara karşı tepkisiz hale geliyor. Ne kendi hakkını arayabiliyor ne de başkalarının hakkı için mücadele edebiliyor. Bu yüzden de sömürüye, zulme, haksızlıklara, eşitsizliklere, yolsuzluklara karşı mücadele verenleri anlayamıyor. Onlara destek vermek, onlarla omuz omuza olmak yerine onlara karşı tavır alıyor, onlara düşman oluyor. Çünkü dini inançları ve kanıksamış olduğu yalanlar onu frenliyor ve dini kullananlara aldanıyor. Onun için mevzubahis dinse, Allah’sa gerisi teferruat oluyor. Din diyenin, Allah diyenin yanında yer alıyor. Böylece dolaylı olarak sömürüye, zulme, zorbalığa ortak oluyor.Darbe dönemlerinin artık bittiğini düşünebiliriz. Ancak orduda yapılan tasfiyelerle ve Genelkurmay’ın iktidara bağlanmasıyla bunun önlenmiş olduğunu sananlar yanılırlar. Bu konuda baz olarak 12 Eylül değil, 27 Mayıs alınmalıdır. O dönemde de orduda  tasfiyeler yapılmış ve Genelkurmay iktidara bağlı kılınmıştı. Ama darbeyi Genelkurmay dışında ve TSK’yı temsil ettiği söylenemeyecek 37 subay gerçekleştirmişti. Bu subayların geneli albay-binbaşı rütbesindeydi. Or rütbesinde olan hiç bir paşa yoktu. Cemal Gürsel müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesinin başına geçmişti. Dolayısıyla artık bir darbenin olmamasını, hükümetin TSK’yı hizaya getirmiş olmasına bağlamak yanlış olur. Doğrusu, darbelere bakışın hem orduda hem de toplumda değişmiş olmasıdır. Özellikle de ABD’nin darbeye ihtiyaç duyduğu zeminlerin ortadan kalkmış olması, kendisi için bir komünizm ya da başka bir tehlikenin kalmamış olmasıdır. ABD’den biat alamayacağını düşünenlerin darbeye yeltenmesi olanaksız gibidir. Artık ABD’nin “Bizim çocuklar” dediği darbeyi düşünmeyen, iktidarla uyumlu olan uslu çocuklardır. Ama yarınların ne getireceği belli olmaz. ABD, kendisine yanlış yapan, rayından çıkan iktidarın biletini keser. Ama partiyi bölerek, ama bir tertiple gözden düşürerek, ama orduyu kullanarak. Sonuç olarak ne tek başına tam demokrasi  ne de tek başına tam bağımsız olmak yetmez. Biri eksikse diğeri de eksilecektir. Tam demokrasi için tam bağımsız olmak şarttır. İşte bundan dolayıdır ki  biz ikisine de tam olarak sahip değiliz…


Paylaş
Önceki İçerik“Dijital Dönüşüm”vergide başlıyor
Sonraki İçerikSoylu”15.000 polis alımı yapılacak”dedi
European Court of Human Rights,ECHR Judge,Setenay Eksioglu 8 Aralık de İstanbul'da doğdu. Önce İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi'nde okudu ve burada 1984-1993 arasında araştırma görevlisi olarak çalıştı. İlk master derecesini de bu okuldan aldı. İkinci yüksek lisansını Nancy II Üniversitesi'nde Avrupa Hukuku alanında yaptı. Ardından Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1990'da İstanbul Barosu'na kaydoldu. 1992'de İstanbul Üniversitesi Kamu Hukuku dalında doktorasını tamamladı. 1999'a kadar İstanbul Üniversitesi'nde çalıştıktan sonra, 1999-2008 arasında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği ve dekan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Aix-Marseille III Üniversitesi ve Montpellier II üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı. 22 Ocak 2008'de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından AİHM'in Türkiye'yi temsil edecek yargıcı seçildi. Eksioglu'ın akademik çalışmaları insan hakları, bireysel özgürlükler ve Avrupa hukuku üzerine yoğunlaşıyor. Eksioglu, AİHM'de Türkiye'yle ilgili en çok ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkıyla ilgili davalara bakıldığını anlatmıştı. Eksioglu'ın, Avrupa Birliği ve Avrupa anayasaları konusunda yayımlanmış çok sayıda makalesi ile "Ulusalüstü Anayasal Düzen Olarak Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni Egemenliği" ve "Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus - Devlet Egemenliği" başlıklı iki kitabı bulunuyor.ve cok sayıda yayınlanmış fransızca kitapları mevcut olup halen devam eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi anayasal hukuk süreclerde yer almaktadır

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin