Kü ‘çük’ şeyler…

1
514

…artık miğdem bulanıyor!

Sen yaşanılan çirkin şeyleri yazdığın için, ahlaksız bir yazar olurken, millet o çirkinlikleri yapmaya devam eder. Yazarak diğerlerine uyarı yapma ihtimalini, seni rencide ederek, üzerine tüm nefretlerini kusarak, bezdirmeye ve sindirmeye çalışırlar.

Her köşeden bir zillet ıslığı kulağını delip geçerken, sen yine de kağıt ve kalemine sığınırsın. Ya sabır dersin, ya Hayyum…ya Kayyum… la havle vela.. belki pes etmezsin, ama miğden bulanır! Şevkin kırılır, içinde ılık ılık bir şeyler her harfle beraber akar tükenir. Onca dilinin ucundaki haykırmak istediklerini, klavyeye bir türlü dökemezsin. Biraz daha tükenmiş, biraz daha yaşlanmış, biraz daha…daha hissedersin kendini…adına yorgunluk dedikleri şey bu olsa gerek.

Dürüstlüğü neden en çok yalancılar diline doluyor?! Bir insanın dürüst veya yalancı olduğunu hangi zaman zarfı içinde çözeriz?

Elbet bunların psikolojik bir açıklaması var… fakat herkes psikolog mu!!!

‘Sen en güzel sözleri söyle, karşındaki ona layık olmaya çalışacak’, devri bitti!

‘Sen taş atana, gül uzat’, devri bitti!

Çünkü;

‘Vatan, millet, Sakarya`diye dolaşanlar ilk önce evdeki hanımının, çocuğunun ruhunu, kü-çük şeyler için satabiliyorlar.

Aptalca yalan söyleyenler ne hikmetse, dürüst ve zeki insan arıyorlar.

Manevi değerlere bakarım, diyen kadınlar ise ekseri zengin koca peşindeler….

‘­Kun ve yekun’, diyenler, ilk önce kendi yalanlarıyla oldurmaya çalışıyorlar. Olduğu yere kadar, gerisi onu ilgilendirmiyor. Oysa dedik ya, sen sadece kendi kaderinden sorumlu değilsin, verdiğin umutla, akılla, yaptığın duygu tüccarlığı ile karşılaştığın kişinin kaderinden de sorumlusun!

Isminin önüne „küçük“ ekleyip, uzavıyla dialog, monolog kuran erkekler…

Kendisini 90D ölçüdeki memelerine indirgeleyen bayanlar….

Bir arkadaşın tabirince „piyasa bu abi“ denilen bu ortamda, onlardan biri değilsen, beynin ‘savaş yada kaç, yeter ki güvende ol’ işlevini ya sinerek ya da savaşarak yerine getirmek zorunda kalıyor insan. Sinmek mesnevice erdem insanın binevi güzel tutumu sayılırken, gerçek dünyada korkaklık, acizlik olarak da algılanabiliyor.

Ya savaşmak?

Neyin savaşını vermen gerekiyor? Toplumsal ahlakın mı? Kendini korumanın savaşını mı?

Uzaklaşıp onları kendi kendilerine bırakmak, ahlaksızlığa göz yummak olmuyor mu peki?!

Meşrulaştırılan tüm çirkinlikleri bilerek susmak, suç ortaklığı sayılmıyor mu?

Temiz, saf ve masum duyguların her defasında ‘kendine güvenmeyen, başkasına güvenemez’; manipulasyonu altında, biraz daha piç ediliyor. Tecrübe ve öğreti adı verilen bu deneyimler seni bir dahakine daha temkinli olmaya davet ederken, birde bakmışsın ki; kimselere güvenemez haldesin.

Bir saat öncesinde „kadınım ol, sevdam ol, seni mutlu ederim, özgür bir erkeğim,, diyen insan musmutlu evli barklı çıkıveriyor. Üç çocuklu, börek yapan, hanım hanımcık ev kadını, geceleri başka evli erkeklerle seks partisine katılıyor….

Miğdem bulanıyor!!!!

Insan nasıl delirir?

Akıl sağlığını korumak, onu dengede tutmak nasıl becerilir?

Algı ve farkındalıkla!

Deşifre etme ve tanıma becerinle, istemediğin bir şeyi kendine yaptırmamakla! Kimseye boyun eğmeyerek, özdeğerlerine sahip çıkarak. „Hooopp hemşehrim…sen burada bir dur bakalım,, diyerek! ‘Bu yaptığın ahlaksızlık, hadi git az ötede oyna’, diyerek! Fırsat vermeyerek!

Teknolojinin altın çağını yaşadığımız bu devirde, sen çölde bir bedevi misin ki, o felsefeyi halen israrla uygulamaya çalışıyorsun!

Bence Batı ve Doğunun felsefesi arasındaki fark da bu.

Doğu felsefesine göre; insan insanın aynasıdır“, derler.

Bu da gizli bir manipulasyonu beraberinde getirir. „ Su gibi sessiz ol“ u mesela! N`olcak sessiz olunca, tüm çirkinlikleri sessizce, fazlaca duyulmadan çoğaltacaklar… Aaaa bir de bakmışşın ki, gayet doğal bir ortamda, çocuklara taciz ve kadınlara tacavüzler örtbas ediliyor..

Batı felsefesi de; „ insan insanın kurdudur“, der. Çok açık! Zaten savaş ya da kaç işlevini tamamlayan bir felsefe. Insanın fıtratında olan bir gerçek. Var olmanın savaşı, en iyisi olmanın, en güçlü, en doğurgan, en üretgen, en vazgeçilmez, en güzel, en yakışıklı, en… en … en… olmanın savaşı!

Çocukken bizlere okunan/ anlatılan masallardan tut, izlediğimiz filmler, diziler vsb.., okuduğumuz kitaplar dahi… hemen hemen her şeyde yer almıyor mu bu?! „Iyi olan kazansın!“

Iyi de „iyi ne abi“?! Yalan söyle, umut ver, çal çırp, kandır, dolandır… üste çık, sustur! Kimse duymadığı sürece ‘iyi’ sadece sensin. Bu mudur?

O zaman sen iyi ol! Ben de ben olayım. Istemiyorum sizin işgüzarlıklı iyiliklerinizi!

Enerjinin kalitesi, bütün yaşamının kalitesini belirler.

Dikkatin ve farkındalığının enerjisi olayların gelişimini belirler. Bu yüzdendir ki, neyin senin enerjini etkilediğine dikkat etmen gerekir. Körü körüne iyi bir insan olma algısıyla, saf, salak gibi yaşamak seni ne akıllı, ne de iyi yapar. Sen su gibi sessiz olurken, birileri o suyla ocağını söndürür!

Iç tutumun, düşünce tarzın, iç dialog ve monoloğun, gelen bilgileri değerlendirme ve deşifre etme becerilerin, senin enerjini önemli olarak etkiler.

Davranışın, komunikasyonun ve dışa karşı bu ikisinden dolayı yansıttığın…

Çevren, gelen bilgilerin içeriğine olan anlayışın…

Bu üçlü işte insanların mutsuzluk getiren durumlarda kendisini bulmasının öz sebeplerindendir.

Uyanık ol! Gelen bilgileri iyi değerlendir, onlara sadece acı yükleyip kendini kurban olarak hissedip, zırlayıp ağlamak sana hiç bir şey getirmediğini gör. Düşünce, duygu ve ruhunla bir bütün ol.

Aşk ve Işık`la kalın…

Nagihan Andug

1 Yorum

  1. Suya yazıyoruz hepimiz
    İsyanlarımızı
    Çaresizliğimizi yadsıyarak.
    Oyunlar devam ederken
    Sesimiz kısılıyor bağırmaktan
    Duyamayanlar
    Duymak istemeyenler var.
    Yastığı yüzümüze bastıranları
    Çok iyi tanıyoruz.
    Sesimizi duyan birileri de var
    Ama eĺler bağlı,
    Ayaklarda pranga.
    Bu çağ yangınında
    Hepimiz yanıyoruz.
    Kurunun yanında yaş da.
    Benim küllerimi,
    Ege ye serpin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin