Tıbbi Muayene Bulgularının tutulmamasının Başvurucu Aleyhine Sonuç Doğurması sebebi ile hak ihlali

0
112

Tıbbi Muayene Bulgularının Tutulmamasının Başvurucu Aleyhine Sonuç Doğurması Nedeniyle Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edilmesi

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 4/4/2019 tarihinde, Eyüp Kurt (B. No: 2015/6926) başvurusunda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, rahatsızlanması üzerine 21/9/2007 tarihinde gittiği sağlık ocağında ilaç enjekte edilmesi sonrasında sol bacağında uyuşma ve ağrı hissetmiştir. Ağrılarının artması üzerine 24/9/2007 tarihinde aynı sağlık kuruluşuna giden başvurucu Devlet Hastanesine yönlendirilmiştir.

Başvurucu bu aşamadan sonra özel veya kamu sağlık kuruluşlarında toplam dokuz kez muayene olup tedavi görmüş fakat sol bacağından sakat kalmıştır. Başvurucu 10/7/2008 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve sol bacağının kullanılmaz hâle gelmesi sebebiyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Sağlık Bakanlığı talebi dolaylı olarak reddetmiştir.

Bunun üzerine başvurucu ve yakınları 29/9/2008 tarihinde İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme dosyayı Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK raporunda müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş, olay tarihinde kişiye ait muayene bulgularının bulunmaması nedeniyle hekimin eylemi yönünden yorum yapılamadığı belirtilmiştir.

Bu raporun, olay tarihindeki muayene bulgularının bulunmaması nedeniyle hekimin eylemi hakkında yorum yapılamayacağı için hatalı olduğunu öne süren başvurucu yeni bir bilirkişi raporu talep etmiştir. İdare Mahkemesi söz konusu bilirkişi raporunu yeterli görerek davanın reddine karar vermiştir. Temyiz edilen karar Danıştay tarafından onanmış ve başvurucunun karar düzeltme istemi de reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucu, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen kalıcı sakatlıkla ilgili yapılan yargılama nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Tıbbi müdahale sonucunda vücutta sakatlık ya da başka rahatsızlıkların meydana geldiği olgularda müdahalenin tıp biliminin güncel ve genel kabul gören kurallarına uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespiti büyük ölçüde teşhis ve tedavi sürecindeki kayıtların incelenmesiyle mümkün olmaktadır. Teşhis ve tedavi sürecindeki verilerin kaydedilmesi ve makul bir süre saklanması sorumluluğu ise tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren sağlık kuruluşuna aittir.

Hasta kayıt dosyasında yer alması gereken bir bilgi veya belgenin yargı mercilerine ibraz edilmediği ve bu sebeple sağlık kuruluşunun tıbbi sorumluluklarına uygun davranıp davranmadığının değerlendirilemediği hâllerde bu durum, başvurucu aleyhine yorumlanmamalıdır. Sağlık kuruluşunun elinde bulunan belgeleri mahkemeye sunmamış olmasının kendisinden daha zayıf konumda olan başvurucu aleyhine yorumlanması başvurucu açısından aşırı külfet doğurucu ve adil olmayan bir durum oluşturacaktır.

Olayda derece mahkemesince uyuşma şikâyeti üzerine başvurucuyu muayene eden doktorun sorumluluğunun tespitinde önem taşıdığı açık olan muayene bulgularının kayıt altına alınıp alınmadığı araştırılmamış ve gereken kayıtların tutulmamasının doktorun ve sağlık kuruluşunun sorumluluğuna ne yönde etki edeceği değerlendirilmemiştir.

Derece mahkemesinin hasta dosyasının tutulması yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu hususunu gözetmeden muayene bulgularının bulunmaması nedeniyle hekim hakkında değerlendirme yapamayacağını ifade eden ATK’nın raporunu esas alarak idarenin sorumluluğunun ispatlanamadığı hükmüne varması, başvurucuyu davalı idareye karşı dezavantajlı bir konuma düşürmüştür. Bu durumda derece mahkemesince yapılan incelemenin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğüne uygun nitelikte bir inceleme olduğu söylenemez.

Sonuç olarak derece mahkemesince, başvurucuya uygulanan enjeksiyonun yapılış tekniği bakımından hatalı olup olmadığı konusunda somut bulgulara dayalı yeterli bir gerekçe ortaya konulamadığı, başvurucunun iddialarının yeterli bir şekilde tartışılıp karşılanmadığı, dolayısıyla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin gereklerinin yerine getirilmediği kanaatine varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin