Tarihin Sıfır Noktası Anadolu Antik Dna laboratuvarı kuruldu

0
130

30 yıllık birikim, 12 binden fazla insan iskeleti…

Hepsi, Türkiye’de ilk kez kurulan Hacettepe Üniversitesi bünyesindeki “Antik DNA Laboratuvarı”nda inceleniyor. 

Yaklaşık 1 ay önce açılan laboratuvarda, Neolotik dönemden günümüze kadar uzanan ve Anadolu’nun her yerinden toplanan insan iskeletleri bulunuyor. DNA’sı incelenen iskeletler sayesinde, uygarlıkların kalıtsal ve bakteriyel hastalıkları gün ışığına çıkarılıyor. 

Bu çalışmalarda ilk aşama kazı çalışmaları. Kazılardan elde edilen iskeletler önce yıkanıyor, ardından restore ediliyor. Kazı süreci ise oldukça uzun, 1 ay sürdüğü bile oluyor. Her kemik sahibine ait kodları da içerir bilgisine saihibz.. O halde antik çağlardan gelen kemik yapılarında bu bilgi gizli ve açığa çıkarıldıgında o döneme ait ulaşılamayan hastalık tedavi gibi bir kısım verilere de ulaşılacagı kaçınılmazdır.

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal konu ile ilgili açıklamalarda bulundu..

Erdal, iskeletlerin niteliğine göre yaşı, cinsiyeti, demografik özellikleri ve boyu gibi bedensel özelliklerini gösteren ölçüler aldıklarını anlatıyor.

Topluluklar arası biyolojik uzaklıklara bakıyoruz akrabalık ilişkilerini hastalıklarını çözmeye çalışıyoruz. İskelete yansımış verileri, iskeletin zaman içerisinde göstermiş olduğu değişimi analiz ederek çözmeye çalışıyoruz dedi.

Prof. Dr. Erdal, her canlının genetik bir materyale sahip olduğunu ve bunun da Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) olarak adlandırıldığını söylüyor.

Kazıdan laboratuvara uzanan süreç ise, Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Füsun Özer’in verdiği bilgilere göre şöyle:

İskelet laboratuvarında antropolojik açıdan çalışılan kemikler DNA analizleri için getiriliyor.. DNA özütü çıkarılmak için kemiğe bulaşmış kazı sırasındaki kalıntılar çıkarılıyor.. Bunun için zımpara yöntemi kullanılıyor.. Zımparalanan kemiklerin dış yüzeyleri daha sonra DNA yok etme özelliği olan çamaşır suyu ile temizleniyor ve hatta Dna yı bulunduğu yüzeye bağlama özelliği olan ultroviole ışınlarına maruz bırakılıyor.. Bu kontaminasyondan arındırılmış kemikler daha sonra soğutmalı ortamda toz haline getiriliyor.. Ardından toz haline getirilen kemiklerden küçük bir parça alınıyor.. Kimyasal yöntemler kullanılarak için deki Dna özütü alınıyor.. Yapılan şey aslında kimyasal solisyonlarla saklı olan hücreleri patlatmak ve Dna yı açığa çıkarmak dedi

Peki, DNA açığa çıktıktan sonra ne yapılıyor? Bu sorunun cevabı ise dizileme işlemi. Bu aşamada bireyin genetik şifrelerinin tamamı yani genomu ortaya çıkarılıyor. 

İskeletlerin analizi için her şey yolunda giderse izolasyondan dizileme aşamasına kadarki süreç 1 hafta 10 gün sürüyor. Ancak bazı durumlarda minimum 2-3 aylık sürdüğü de oluyor. Çünkü kimi zaman DNA, iklim şartlarından dolayı bozuluyor. Yapısını çözmek de bir hayli zaman alıyor. Bu yüzden DNA’ların incelendiği laboratuvarın ısısı da 18-20 derece aralığında korunuyor.

DNA işlemlerinde önemli olan bulguların nasıl okunacağını bilmek. Sonrasında kişinin hangi hastalığının olduğu bulunuyor. Veba, verem, cüzzam ise bu hastalıklardan sadece birkaçı.

Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal, kişiyle birlikte yaşayan bakterilerin olduğunu belirtiyor.

Bu bakterilerin şu anda ağzımızın içerisinde milyonlarcası bulunuyor. Bunlar gibi normal insan bedeninde yaşayan bakterileri de analiz edebiliyoruz. Her bir bakterinin kendisine ait bir hücresi ve Dna sı var.. Mesela insan ın yerleşik hayata geçmesi verem in yaygınlaşmasına yol açıyor.. Ortaçağ hemen sonrasındaki kentleşme verenin yaygınlaşmasına yol açıyor . Bunları ancak Dna analizleri ile çözebiliriz “dedi

Bir kişinin cüzzamlı olup olmadığını anlamak için ellerine bakılıyor. Sivrileşen, eriyen ve uç kısımları yok olan eller kişinin cüzzamlı olduğunu ortaya çıkarıyor.

DNA, bu alanda önemli bir araç, ancak iskeletlerin teşhisinde tek araç değil. Kalıntıların röntgeni çekiliyor, makroskobik ve mikroskobik analizleri de bu konuda uzmanlara yardım ediyor.

Aynı zamanda, laboratuvarda Türkiye’nin şu ana kadarki en eski kafatası cerrahi müdahalesi de bulunuyor. Milattan önce 10 binli yıllarda yapıldığı düşünülen operasyonun nedeni ise bilinmiyor. Ancak kafatası içerisindeki büyü, kötü ruh ya da basıncı azaltmak amaçlı olduğu düşünülüyor. 

Füsun Özer, Türkiye’nin arkeolojik kazılar açısından çok zengin olduğunu söyleyerek, “Böyle laboratuvarların diğer üniversitelerde de açılması lazım ki bizim arkeolojik zenginliklerimizi çalışabilelim ve tarihimizi aydınlatabilelim. Anadolu’nun geçmişini, tarihini, tarih öncesini aydınlatabilelim” diyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin