Dikkat..! Ne Kadar Doğalsınız? Ve Hayatımızı Ne Kadar Önemsiyoruz?

0
60

Sevgili okurlarım bu yazıyı bir kez daha paylaşmak istedim belki hayatımıza ışık tutar diye, Belki içinden birileri hayatımıza zamanında dokunur diye…!!!

Neden Kansersiniz?

Hayatınız da hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin.

Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin.

Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.

ATIN ÖLÜMÜ ARPADAN OLSUN DEDİN…!!

Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın.

Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.

Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin.

Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midirhiç merak edip araştırmadın incelemedin. Ve

Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin.

Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohut u, fasulye yi bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti. Kolayına geldi

Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.

Amannn bir günden bir şey olmaz ama o bir günler hiç bitmedi.

Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.Evim süslü olsun dedin

Dişlerini, Bal ve karbonatın tartarlar dan bile temizlediğini bilmedin .Bilsen de aman canım kim uğraşacak onunla çağdışı mıyım modern diş macunu varken üstelik çeşit çeşit …!!!

Ve dişleri de anlamsız macunlarla çürüttün. Ve o 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin.

Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.

Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.

Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın.

Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.

Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin.

Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.

Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun.( Doğaya da zarar verdin ) Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)

Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttunama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.

Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.

Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.

Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.

Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen bu gidişle , bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın…

Diyelim ki sen kaliteli yaşamı ya da yaşamayı istemiyorsun hayatından vazgeçtin ki ( ASLA GEÇMEMELİSİN ,SONUNA KADAR KALİTELİ YAŞAM )bu böyle olmamalı İnsanlar her zaman kaliteli ve doğal yaşamı hak ederler

Peki ya Çocuğunun, torununun, evine gelen misafirlerinin suçu ne!!!????

Bu yazının aydınlatıcı olması ve bizlere ışık tutması dileğimle ,doğal bir yaşama ne dersiniz?

Sonsuz sevgi ve saygılarımla,

Nesrin AKKOÇ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin